21 Mart 2014 Cuma

NEYMİŞ NEY'İN HİKAYESİ

Bir gün Resulullah (s.a.v.) Hz. Ali’yi yanına çağırır ve kendisine bir sır vereceğini söyler. Hz. Ali heyecan ve mutluluktan deliye döner. Zira ne büyük şereftir ki, peygamberi ona bir sır verecektir. Ne müthiş bir saadettir ki, bir sır varsa bunu yalnızca iki kişi bilir. Ve en önemlisi bu sırrı bilenlerden biri Hz. Muhammed (s.a.v.) diğeri ise kendisi olacaktır. Artık huzur içerisinde sevgili peygamberini dinlemeye koyulur. Dinlediklerinin etkisi ile olduğu yere yığılır ve uzunca bir süre kendisine gelemez. Ayağa kalkacak takati kendisinde bulduğu vakit peygamberinin elini öper ve huzurdan ayrılmak için izin ister.


O günden sonra Hz. Ali bir tuhaftır. İnsanlarla çok ilgilenmez, sohbet için kurulan meclislerde muhabbete sadece dinleyerek iştirak eder olmuştur. Söz sırası kendine geldiği zamanlarda ise kısa ve öz cümlelerle geçiştirir.
Zaman geçtikçe ortak olduğu sırrın ağırlığı altında iyice ezilmiştir. Artık dayanacak gücü kalmadığı bir gün, verilen sırra ve peygamberine ihanet etmemek adına kurumuş bir kuyunun başına gider ve sırrı olduğu gibi o kuyuya anlatır. O an itibari ile rahatlamıştır, huzur içinde kavmine döner. Lakin ileride olacaklardan haberi yoktur.
Çünkü Hz. Ali kuyunun başından ayrılır ayrılmaz kurumuş olan kuyunun suyu tekrar yükselmeye başlar ve neredeyse bir çağlayana dönüşür. Kuyudan taşan sular çölü cennet misali güzel bir alana dönüştürür ve sazlıklar oluşmaya başlar.
 Bu olay, tam o esnada oradan geçen bir Dervişin dikkatini çeker. Sazlıklara yaklaşır ve içerisinden en güzel olan kamışı seçerek koparır, iyice temizler. Güzel bir işçilikle üzerine delikler açar, cilalar, neyi bulur.
Artık yapılması gereken tek şey Cenab-ı Zül Cemal Hazretlerinden gelen sırrı anlayan kalplere nakşetmektir. Bunun üzerine olması gereken olur, Derviş neye üflemeye başlar ve Cihan temelinden sarsılır.
Sırrın ifşa edildiğini anlayan Resulullah (s.a.v.) Hz. Ali’yi yanına çağırır ve sırrı neden açık ettiğini sorar. Hz. Ali ise mahcup bir halde :
“Ya Resulullah, ben sırrı hiçbir Ademoğlu’na açmadım; lakin bir kuyuya anlattım. Zira o kuyuya da anlatmasaydım, sırrın azameti beni benden edecek, neredeyse aklımı başımdan alacaktı” der.
Resulullah (s.a.v.) tebessüm eder. Zira rahmet peygamberidir. Hayatta en çok sevdiği insanların başında gelen amcası Hz. Hamza’nın ciğerlerini dişleyen Ebu Sufyan’nın karısı Hind’i bile affetmiştir. Kaldı ki amcasının oğlu, biricik kızı Hz. Fatıma’nın kocası ve ciğer pareleri Hz. Hasan ve de Hz. Hüseyin’in babası olan Hz. Ali’yi affetmesin.
Aslında Peygamber (s.a.v.) sırrın açık edileceğini zaten bilmektedir ve bu şekilde açık edilmesi için Hz. Ali’ye anlatmıştır. Hz. Ali’ye iyi yaptığını söyler ve sevindirir. Çünkü bu sırrı sadece algılayabilen dimağlar çözecektir. Bu dimağlar, yani zatlar ise; o zamandan bu zamana, bu zamandan ise kıyamete kadar gelecek olan Cenab-ı Hak aşıklarıdır.